2 Ekim 2011 Pazar

Günün adamı olmaya çalışma. Hakikatin adamı olmaya çalış. Çünkü gün değişir. Hakikat değişmez! Mevlana

4 Ekim Hayvanları Koruma Günü

http://www.fubiz.net/2011/02/22/caged-animals/

Hüzün dolu gözlere maruz bırakmayalım hayvanlarımızı, sevelim, koruyalım...

Kutlu olsun gün her gün..

Hayallerin Peşinde: Hayal-i Hüsran



Amerikan Edebiyatından birisi olarak kabul edilmesine rağmen, beyaz perdeye uyarlanması ancak günümüzde gerçekleştirilen Revolutionary Road / Hayallerin Peşinde, aynen romanda olduğu gibi ABD’de mal-mülk ile güven arayışının had safhaya ulaştığı dönemde, tekdüze yaşantılarından sıyrılmaya uğraşan Wheeler çiftinin evliliğinin çatırdayışıyla ilgili gerçekleri gözler önüne seriyor.

Tipik bir banliyö evinde oturan Frank ve April Wheeler, dışarıdan bakıldığında genç, eğitimli, alımlı ve davranışlarıyla örnek bir çifttir. Nitekim genç çift, kendilerini her zaman çok özel ve farklı olduklarına inanmışlar, hayatı yüksek ideallerine uygun şekilde yaşamaya hazır ve istekli olmuşlardır. Bu nedenle lüks evlerin sıralandığı bir cadde olan Revolutionary Road'daki yeni evlerine taşındıklarında, kendilerini çevreleyen durağan ortamdan bağımsızlıklarını gururla ilan ederler. O dönemin toplumsal sınırlarını belirleyen tuzaklara ise asla düşmemeye kararlıdırlar.


Ancak Wheeler çifti kendilerini hiç beklemedikleri bir durumun tam içerisinde bulur. Frank Wheeler rutin bir işi olduğu için günden güne sinirleri bozulan bir erkeğe dönüşürken, April de istek ve tutkularını bastırmaya çalışan mutsuz bir ev kadını olup çıkar. Sonuç ise tıpkı diğerleri gibi hayallerini kaybetmiş tipik bir Amerikan ailesidir.


Kitapta herşeyden önce insanın kendisini tanıması, kendisine karşı dürüst olması, kendi sınırlarıyla yüzleşmesi ve limitlerine rağmen mutluluk yolunu bulmaya çalışması anlatılır. Yates’in dediği gibi, ‘Bu hayatta yapılabilecek en kötü şey yalanı yaşamak zorunda kalmaktır.’


Kitapta şu sorunun yöneltildiğine inanıyorum: Eğer her zaman olmak istediğiniz bir insan olma şansı karşınıza çıkmış olsaydı, öyle birisi olduğunuzu göstermek için öncelikle hangi yönünü sergilerdiniz?”


Revolutionary Road-Hayallerin Peşinde’nin senaryo yazarı Justin Haythe, kitapta yer alan yoğun duyguları Wheeler çiftini romantize etmeden; inançlarını, toplumun kadın ve erkeklerle ilgili önyargılarına karşı dik duruşlarını, korku ve umutlarını sözcükler ve hareketlerle yansıtmalarına izin verecek bir senaryoya başarıyla uyarlamıştır.


Kaderlerinin gidişatını değiştirme isteğiyle yanıp tutuşan April, herşeye yeniden başlamak için cesur bir plan geliştirir. Connecticut eyaletinin konforunu arkalarında bırakıp Paris'in bilinmeyen dünyasına gideceklerdir. Ancak planı uygulamaya koyunca Frank ile April'in artık birbirine zıt iki ayrı kutupta olduğu ortaya çıkar. Birisi elindeki her şeyi geride bırakıp her ne pahasına olursa olsun kaçmayı isterken, diğeri ise sahip oldukları herşeyi korumaktan yana tavır sergilemektedir.


Ve sonuç; hayalle birlikte gelmesi düşünülen kurtuluş, o denli yalan olmuş ve büyük çöküşü beraberinde getirmeyi de ihmal etmemiştir.


Richard Yates'in 1961 yılında yazdığı kitaptan uyarlanan film, aslında bir nevi alışılmış bir orta sınıf eleştirisi olmanın ötesinde, 50'li yıllarda Amerika'daki politik atmosferin bireyler üzerinde yarattığı etkiyi ele almayı da ihmal etmeyerek, uyarlandığı romanın yazıldığı tarihin etkisiyle, Amerikan Rüyası'nın köklerine inmeyi de amaçlamışa benziyor.


Amerikan yaşam tarzına yönelik sivri ve keskin gözlemleriyle tanınan Sam Mendes’in yönettiği filmin başrollerinde Leonardo DiCaprio ile Kate Winslet kamera karşısına geçtiler. Frank ile April arasındaki büyük aşk ve kırılma olgularına odaklanan Sam Mendes, evlilik yaşamının dürüst bir portresini çizerken Wheeler çiftinin öyküsüne kendi vizyonunu getirdi.

Evlenip barklanmış orta yaşlı bir çift izlemek isterseniz hepinize iyi seyirler…

Sorgulayan Zihnin Karadeliği; Keşke...

Sorgulama; şeytanla yapılan bir samba dansıdır. Hızla döner, coşkuyla yükselir, hüzünle sarmaş dolaş yeryüzüne süzülürsün. Bulursun, kaybedersin, yakalarsın ve kaçırırsın. Dans bittiğinde yanında yine şeytan mevcuttur. Ama sen yüzleşmişsindir.
Yüzleşmede, eyvah; şeytan işi telkari bir kolye gibi boynunu süsler. Örgüsüne bakınca hakikatini unutursun. Keşke ile inşa edilmişmiş bütün muhteşem saraylar, iskambil kağıtlarından yapılmış sanat eserleri misali anın rüzgarı ile mahvolmaya mahkumdur. Bir ırmakta iki kere yıkanamazsın.

TELKARİ: Sanatın İnceliği…

Elleri hafiften titremeye başlayınca elindeki son işi bıraktı. Yıllarını verdiği bu iş ona nankörlük yapmaya başlamıştı. Böyledir bazı işler, gün gelir eliniz titrer; bıraktığınızı ilk o gün anlarsınız. Sonra zaten başka seçim şansınız kalmaz. Doktorlar, fotoğrafçılar böyledir. Eller titremeye başladığı vakit, bitiş de başlamıştır. Bir de göz önemlidir, bu işte. El emeği göz nuru deyimi kim bilir belki de bu sanat için ortaya çıkmıştır.
"Tel ile yapılan sanat" olan Telkariye, aynı zamanda "vav işi" de denir. Bu isim Osmanlıca vav harfinin, uygulamada motif olarak sıkça kullanılmasından dolayı verilmiştir. Ayrıca bu sanata "çift işi" diyenler de vardır. Bu ismin kaynağı ise, işin yapımı sırasında parçaların teker teker biraraya getirilmesinde kullanılan cımbıza benzer ancak uç kısmı daha ince olan ve "çift" olarak isimlendirilen alettir.

Telkari ustası, kullanacağı telleri kendi atölyesinde ham maddeden elde eder. Ocakta kap içersinde eritilen maden çubuk haline getirilmek için kalıba dökülür. Maden olarak genellikle gümüş veya altın kullanılır. Yapılacak işin şekline göre çubuk döküm üzerinde genişten dara doğru delikleri olan çelikten yapılmış haddeden geçirilir. Haddenin geniş tarafından sokulan tel diğer taraftan çekilerek uzatılır ve aynı zamanda incelir. İşlem esnasında sertleşir, tavlanır ve bir süre (kor haline gelinceye kadar) bekletilir ve daha sonra balmumuna daldırılır. Usta bu işlem esnasında manda derisinden yapılmış, üzerinde madeni halkalar olan kalın bir kuşak bağlar. Kol gücü yetmediği zaman madeni bu halkalara takar ve beden gücünü de zaman zaman kullanır. Bu yorucu çalışma başlangıcında 0.5 cm. olan gümüş, işlem sonunda 1 mm.'lik ince bir tel haline gelir.

Yapılan eserlerin üzerine imza ve tarih atma zorluğu olduğu için değerli ustaların kimliklerini çözmek çok zordur. Ancak; düz çalışmalarda eserin bir kenarına çelik kalemle imza atılır.
İnceldikçe değeri artan ve güzelleşen el işçiliği ile yapılan Telkari (ince telden takı süslemeciliği) incelik ve zarafeti sunuyor. Sabır, el emeği, göz nuru ve sevgi ile bezenen, alın teriyle yoğrulmuş tarihe ışık tutan hünerli ellerin şekillendirdiği takılar incelik ve zarafetin hükmünü yaşatıyor.
Telkâri (gümüş işleme bazen altın) sanatı, dinleri, dilleri ve hoşgörüsüyle binlerce yıllık bir kültür mirası olan Güneydoğu Anadolu’nun büyülü kentlerinden biri olan medeniyetlerin beşiği Mardin’de, Midyat bölgesinde bir Süryani geleneği olarak başlamış ve şu anda yörenin önemli geçim kaynaklarından birini oluşturmaktadır.
Kumaşın ve altının sihirbazı derler, Süryaniler için. Telkari sanatını en eski yerleştiği ve en çok geliştiği bölge olan Midyat şu anda bu sanatın sürdürüldüğü bölgedeki tek merkez konumundadır. Bazı kaynaklara göre bu sanatın kaynağının Mezopotamya ve eski Mısır olduğu bu iki merkezden Uzak Doğu’ya, başka bir koldan ise Anadolu’ya ve Anadolu üzerinden de Avrupa’ya yayıldığı söyleniyor. 15. yüzyıldan bu yana ise Türkler arasında da telkari yapıldığı yönünde bilgilere de rastlanıyor. Midyat işleri son derece zarif ve kıymetlidirler. Anadolu’nun büyülü coğrafyasının en görkemli kentlerinden biri olan Midyat’ta yer, gök gümüş rengi.
Telkariden yapılan işler çok çeşitlidir. Tütün kutusu, sigara ağızlıkları, aynalar, tepsiler, kemerler. Telkari tekniğinin işlendiği ürünlerde göze çarpan sanat inceliği, insanı tarihi karanlıklarından günümüze bir sanat yolculuğuna çıkarıyor. Günümüzde birkaç kişi kalmıştır, telkâri sanatıyla uğraşan. Öyle ya, artık pırlanta vardır hayatımızda, kimse bakmaz artık el emeği, göz nuruna.
Size de birşeyler bırakarak yazıma son veriyorum.

Telkari Sevdalar

Tükenmeye yüz tutmuş el sanatları gibidir bazı aşklar…
Onların kıymetini
Tükenmeye yüz tutmuş
Medeniyet zengini
Altın ustalar anlar…

Feryatlar yükseliyor
Bir Zerdüşt diyarından;
Ah!
Ki ne ah!
Söyle diyor söyle
Telkari sevdam…
Hangi deseni çizeyim yüzüne…
Hangi ‘frınlanmamış tuğla’dan
Sesleneyim…
Soyu tükenmiş
Sevda nesline…

Bugün boynumda
Tane tane sevda var…
Ve tam göbeğinde
Dokunulmamış bir gümüşten ‘’vav’’…

Söyle telkari sevdam
Söyle…
Hangi desenleri çizeyim yüzüne…
Telkari
Eyfel, gözümü korkutamazsı!
Büyük cüssenle giremezsin rüyalarım;
Bir telkari bulurum tırnaklarımın ucuyla;
Eşinir toprakta Mezopotamya’da;
Midyat fırlar yerinden;
Telimiz olamazsın ihtişamınla.
Tam beş bin yaşında benim ellerim,
Nerden geldiğimizi bilirim.
Sen misin beni bulan telkari?
Seni aramak için geç kaldı,
Eyfel’e bakakalan Süryani…

Değer



Her şeye Değer
(Reklam yazı denememden..)
Hırsız bir ailenin evine girer. Evin içersin de sessizce dolanır.. Aradığı mücevher kutusudur. Yatak odasına doğru ilerler.. Anne-baba uyuyorlar; yan odada çocukları...Yatak odasından içeri süzülür ve o an gözüne mücevher kutusu ilişir usulca uzanıp alırken mücevherleri içeriden çocuk ağlaması gelir telaşla pencereye doğru ilerler çok yüksektir ; o an polis sireni duyulur dışarıdan iyicene panikleyen hırsız yerinde napacağını bilmez bir şekilde kalır aklına sadece o an buradan kurtulmak için camdan sarkıtıp kaçabileceği bir parça. Yarı açık kalmış çekmeceden gözüne çarpan dagi pijamaları.. aklında ki pijamaları birbirine bağlayıp oradan tüymek..Tam uzanırken dagi pijamalara kapıdan ağlayarak çocuk gelir gözlerini ovuşturarak; anne-baba da o an kızlarının sesine uyanır ve gördükleri karşısında şaşkın bir yüz ifadeyle hepsi birbirine bakakalır ve baba kükrer bir sesle durr diye bağırır hırsız bir elinde mücevher kutusu bir elinde dagi pijamaları öylece duruyordur yerinde..Çocuk bir hışımla dagi pijamalara doğru yönelir ağlayan sesi daha da yükselir bu defa bağırır şekilde söylenmeye başlar bi taraftan babama aldığım pijamalarrrr diye buna dayanamayan baba ise; hırsızın üzerine atlar ve oracıkta etkisiz hale getirir ve ordan geçmekte olan polislerde hemen müdahale ederler duruma..Polis merkezinde sorgulamada baba ve hırsız karşı karşıya baba sadece dagi pijamalarını ister mücevherler kalsın der ve ailecek evlerinin yolunu tutarlar. Hırsız olanları anlamaya çalışır yüzündeki şaşkın bir ifadeyle..O an slogan çıkar ekrana kahraman babaların vazgeçilmez tutkusu; çocuklarından aldığı pijamalar! Her şeye değer! 
Siz siz olun paha biçilmez değerlere el uzatmayın! :)

Babamın Elleri Soğuktu...

Elimi eline uzatıyorum çarşafın altından, elim üşüyor ilk defa içime işliyor elinin
soğuğu. Bırakmıyorum birileri çekip alana kadar...

Zaman geldi diyorlar, sessizce gidişini seyrediyoruz sevenlerinin ellerinde. Sanki gülüşünü
görüyorum 'hep siz mi gideceksiniz' der gibi...

Elinin soğukluğu elimde sıcak gülüşün yüreğimde. Birde şapkana
sinen kokun var ya o hep burnumda...

1 Ekim 2011 Cumartesi

Yazarları sevmemek için 10 iyi neden

1- Bazı yazarlar Latife Tekin gibidir; bir şeyi kafalarına koydular onları vazgeçirtmek zordur. Lütfedip festivale çağırırsınız, sizi ve partinizi eleştirmeye kalkarlar. Sus dersiniz susmazlar. Korkutmaya çalışırsınız korkmazlar. Zorla mikrofonun fişini çektirtirler insana.

2-
Etkilidirler; yalnız kendileri farklı düşünse neyse. Bir de dinleyenlerin kafasını karıştırır bu yazarlar. Üstelik sözcüklerle araları iyi olduğundan bunu çok da iyi yaparlar. Tam dini kullanıp uyutmuşsunuz milleti, fişek gibi iki söz çakıp ortalığı aydınlatırlar.

3-
Münasebetsizdirler; nerede ne söyleyeceklerine dikkat etmezler. Gerçeğe karşı saplantılı bir ilgileri vardır. Havadan sudan konuşsalar olmaz sanki.

4-
Kalıcıdırlar: Malum, söz uçar, yazı kalır. Sizin nutuklarınız beş saniye içinde buharlaşırken onun kitaplarının elli yıl sonra hâlâ okunabileceğini düşünmek gerçekten moral bozucudur. Düşünsenize: Ya sizden bahsederlerse?

5-
Maddiyatçıdırlar: Hepsi Latife Tekin kadar romantik değildir. Bazıları festivalde yapacakları konuşma karşılığındaonorerister, Demet Akalına vereceğiniz dolarların azalmasına neden olurlar. Gerçi istedikleri para bir şey değildir ama gel de bunu Demet Akalına anlat.

6-
İnsan sarrafıdırlar; özellikle edebiyatçı olanlar insan gerçekliğiyle uğraşa uğraşakarakter tahlilikonusunda uzmanlaşmıştır. Sizinle Almanya-İspanya maçı hakkında konuşurken bile akıllarındaki küçük deftere kişiliğiniz hakkında not aldıklarını düşünmek yazar milletinden soğutur insanı.

7-
Saygındırlar; bizi bölmeyi kafaya koymuş batılılar pek saygı duyar yazarlara. Sizbu kadındeyip geçersiniz Latife Tekine, onlar bayıla bayıla kitaplarını okur, yere göğe koyamazlar.

8-
Oyunbozandırlar; öyle bir söz söylerler ki durup dururken, onca emek verdiğiniz hesaplarınız ve stratejileriniz birden duman olur. Çileden çıkarırlar insanı.

9-
Tatminsizdirler; her zaman daha fazlasını isterler. Daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük, daha fazla adalet... Sanki üstlerine vazifeymiş gibi, çıtayı her zaman daha yükseğe çıkarırlar. Memleket bu kadarına hazır değil mi, hiç düşünmezler.

10-
Müstehaktırlar: İşte bu yüzden Tanpınarsükût suikastına uğramış, Sevgi Soysal işkence görmüş, Hrant Dink arkadan vurulmuş, Metin Altıok yakılmış, Çetin Altan hapislerde yatmış, Elif Şafak koruma tutmak zorunda kalmıştır. Her kuşak kendi yazarını cezalandırmanın yolunu mutlaka bulmalıdır.