Elleri hafiften titremeye başlayınca elindeki son işi bıraktı. Yıllarını verdiği bu iş ona nankörlük yapmaya başlamıştı. Böyledir bazı işler, gün gelir eliniz titrer; bıraktığınızı ilk o gün anlarsınız. Sonra zaten başka seçim şansınız kalmaz. Doktorlar, fotoğrafçılar böyledir. Eller titremeye başladığı vakit, bitiş de başlamıştır. Bir de göz önemlidir, bu işte. El emeği göz nuru deyimi kim bilir belki de bu sanat için ortaya çıkmıştır.
"Tel ile yapılan sanat" olan Telkariye, aynı zamanda "vav işi" de denir. Bu isim Osmanlıca vav harfinin, uygulamada motif olarak sıkça kullanılmasından dolayı verilmiştir. Ayrıca bu sanata "çift işi" diyenler de vardır. Bu ismin kaynağı ise, işin yapımı sırasında parçaların teker teker biraraya getirilmesinde kullanılan cımbıza benzer ancak uç kısmı daha ince olan ve "çift" olarak isimlendirilen alettir.
Telkari ustası, kullanacağı telleri kendi atölyesinde ham maddeden elde eder. Ocakta kap içersinde eritilen maden çubuk haline getirilmek için kalıba dökülür. Maden olarak genellikle gümüş veya altın kullanılır. Yapılacak işin şekline göre çubuk döküm üzerinde genişten dara doğru delikleri olan çelikten yapılmış haddeden geçirilir. Haddenin geniş tarafından sokulan tel diğer taraftan çekilerek uzatılır ve aynı zamanda incelir. İşlem esnasında sertleşir, tavlanır ve bir süre (kor haline gelinceye kadar) bekletilir ve daha sonra balmumuna daldırılır. Usta bu işlem esnasında manda derisinden yapılmış, üzerinde madeni halkalar olan kalın bir kuşak bağlar. Kol gücü yetmediği zaman madeni bu halkalara takar ve beden gücünü de zaman zaman kullanır. Bu yorucu çalışma başlangıcında 0.5 cm. olan gümüş, işlem sonunda 1 mm.'lik ince bir tel haline gelir.
Yapılan eserlerin üzerine imza ve tarih atma zorluğu olduğu için değerli ustaların kimliklerini çözmek çok zordur. Ancak; düz çalışmalarda eserin bir kenarına çelik kalemle imza atılır.
Telkari ustası, kullanacağı telleri kendi atölyesinde ham maddeden elde eder. Ocakta kap içersinde eritilen maden çubuk haline getirilmek için kalıba dökülür. Maden olarak genellikle gümüş veya altın kullanılır. Yapılacak işin şekline göre çubuk döküm üzerinde genişten dara doğru delikleri olan çelikten yapılmış haddeden geçirilir. Haddenin geniş tarafından sokulan tel diğer taraftan çekilerek uzatılır ve aynı zamanda incelir. İşlem esnasında sertleşir, tavlanır ve bir süre (kor haline gelinceye kadar) bekletilir ve daha sonra balmumuna daldırılır. Usta bu işlem esnasında manda derisinden yapılmış, üzerinde madeni halkalar olan kalın bir kuşak bağlar. Kol gücü yetmediği zaman madeni bu halkalara takar ve beden gücünü de zaman zaman kullanır. Bu yorucu çalışma başlangıcında 0.5 cm. olan gümüş, işlem sonunda 1 mm.'lik ince bir tel haline gelir.
Yapılan eserlerin üzerine imza ve tarih atma zorluğu olduğu için değerli ustaların kimliklerini çözmek çok zordur. Ancak; düz çalışmalarda eserin bir kenarına çelik kalemle imza atılır.
İnceldikçe değeri artan ve güzelleşen el işçiliği ile yapılan Telkari (ince telden takı süslemeciliği) incelik ve zarafeti sunuyor. Sabır, el emeği, göz nuru ve sevgi ile bezenen, alın teriyle yoğrulmuş tarihe ışık tutan hünerli ellerin şekillendirdiği takılar incelik ve zarafetin hükmünü yaşatıyor.
Telkâri (gümüş işleme bazen altın) sanatı, dinleri, dilleri ve hoşgörüsüyle binlerce yıllık bir kültür mirası olan Güneydoğu Anadolu’nun büyülü kentlerinden biri olan medeniyetlerin beşiği Mardin’de, Midyat bölgesinde bir Süryani geleneği olarak başlamış ve şu anda yörenin önemli geçim kaynaklarından birini oluşturmaktadır.
Kumaşın ve altının sihirbazı derler, Süryaniler için. Telkari sanatını en eski yerleştiği ve en çok geliştiği bölge olan Midyat şu anda bu sanatın sürdürüldüğü bölgedeki tek merkez konumundadır. Bazı kaynaklara göre bu sanatın kaynağının Mezopotamya ve eski Mısır olduğu bu iki merkezden Uzak Doğu’ya, başka bir koldan ise Anadolu’ya ve Anadolu üzerinden de Avrupa’ya yayıldığı söyleniyor. 15. yüzyıldan bu yana ise Türkler arasında da telkari yapıldığı yönünde bilgilere de rastlanıyor. Midyat işleri son derece zarif ve kıymetlidirler. Anadolu’nun büyülü coğrafyasının en görkemli kentlerinden biri olan Midyat’ta yer, gök gümüş rengi.
Telkariden yapılan işler çok çeşitlidir. Tütün kutusu, sigara ağızlıkları, aynalar, tepsiler, kemerler. Telkari tekniğinin işlendiği ürünlerde göze çarpan sanat inceliği, insanı tarihi karanlıklarından günümüze bir sanat yolculuğuna çıkarıyor. Günümüzde birkaç kişi kalmıştır, telkâri sanatıyla uğraşan. Öyle ya, artık pırlanta vardır hayatımızda, kimse bakmaz artık el emeği, göz nuruna.
Size de birşeyler bırakarak yazıma son veriyorum.
Telkari Sevdalar
Tükenmeye yüz tutmuş el sanatları gibidir bazı aşklar…
Onların kıymetini
Tükenmeye yüz tutmuş
Medeniyet zengini
Altın ustalar anlar…
Feryatlar yükseliyor
Bir Zerdüşt diyarından;
Ah!
Ki ne ah!
Söyle diyor söyle
Telkari sevdam…
Hangi deseni çizeyim yüzüne…
Hangi ‘frınlanmamış tuğla’dan
Sesleneyim…
Soyu tükenmiş
Sevda nesline…
Bugün boynumda
Tane tane sevda var…
Ve tam göbeğinde
Dokunulmamış bir gümüşten ‘’vav’’…
Söyle telkari sevdam
Söyle…
Hangi desenleri çizeyim yüzüne…
Telkari
Eyfel, gözümü korkutamazsı!
Büyük cüssenle giremezsin rüyalarım;
Bir telkari bulurum tırnaklarımın ucuyla;
Eşinir toprakta Mezopotamya’da;
Midyat fırlar yerinden;
Telimiz olamazsın ihtişamınla.
Tam beş bin yaşında benim ellerim,
Nerden geldiğimizi bilirim.
Sen misin beni bulan telkari?
Büyük cüssenle giremezsin rüyalarım;
Bir telkari bulurum tırnaklarımın ucuyla;
Eşinir toprakta Mezopotamya’da;
Midyat fırlar yerinden;
Telimiz olamazsın ihtişamınla.
Tam beş bin yaşında benim ellerim,
Nerden geldiğimizi bilirim.
Sen misin beni bulan telkari?
Seni aramak için geç kaldı,
Eyfel’e bakakalan Süryani…
Eyfel’e bakakalan Süryani…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder