Amerikan Edebiyatından birisi olarak kabul edilmesine rağmen, beyaz perdeye uyarlanması ancak günümüzde gerçekleştirilen Revolutionary Road / Hayallerin Peşinde, aynen romanda olduğu gibi ABD’de mal-mülk ile güven arayışının had safhaya ulaştığı dönemde, tekdüze yaşantılarından sıyrılmaya uğraşan Wheeler çiftinin evliliğinin çatırdayışıyla ilgili gerçekleri gözler önüne seriyor.
Tipik bir banliyö evinde oturan Frank ve April Wheeler, dışarıdan bakıldığında genç, eğitimli, alımlı ve davranışlarıyla örnek bir çifttir. Nitekim genç çift, kendilerini her zaman çok özel ve farklı olduklarına inanmışlar, hayatı yüksek ideallerine uygun şekilde yaşamaya hazır ve istekli olmuşlardır. Bu nedenle lüks evlerin sıralandığı bir cadde olan Revolutionary Road'daki yeni evlerine taşındıklarında, kendilerini çevreleyen durağan ortamdan bağımsızlıklarını gururla ilan ederler. O dönemin toplumsal sınırlarını belirleyen tuzaklara ise asla düşmemeye kararlıdırlar.
Ancak Wheeler çifti kendilerini hiç beklemedikleri bir durumun tam içerisinde bulur. Frank Wheeler rutin bir işi olduğu için günden güne sinirleri bozulan bir erkeğe dönüşürken, April de istek ve tutkularını bastırmaya çalışan mutsuz bir ev kadını olup çıkar. Sonuç ise tıpkı diğerleri gibi hayallerini kaybetmiş tipik bir Amerikan ailesidir.
Kitapta herşeyden önce insanın kendisini tanıması, kendisine karşı dürüst olması, kendi sınırlarıyla yüzleşmesi ve limitlerine rağmen mutluluk yolunu bulmaya çalışması anlatılır. Yates’in dediği gibi, ‘Bu hayatta yapılabilecek en kötü şey yalanı yaşamak zorunda kalmaktır.’
Kitapta şu sorunun yöneltildiğine inanıyorum: Eğer her zaman olmak istediğiniz bir insan olma şansı karşınıza çıkmış olsaydı, öyle birisi olduğunuzu göstermek için öncelikle hangi yönünü sergilerdiniz?”
Revolutionary Road-Hayallerin Peşinde’nin senaryo yazarı Justin Haythe, kitapta yer alan yoğun duyguları Wheeler çiftini romantize etmeden; inançlarını, toplumun kadın ve erkeklerle ilgili önyargılarına karşı dik duruşlarını, korku ve umutlarını sözcükler ve hareketlerle yansıtmalarına izin verecek bir senaryoya başarıyla uyarlamıştır.
Kaderlerinin gidişatını değiştirme isteğiyle yanıp tutuşan April, herşeye yeniden başlamak için cesur bir plan geliştirir. Connecticut eyaletinin konforunu arkalarında bırakıp Paris'in bilinmeyen dünyasına gideceklerdir. Ancak planı uygulamaya koyunca Frank ile April'in artık birbirine zıt iki ayrı kutupta olduğu ortaya çıkar. Birisi elindeki her şeyi geride bırakıp her ne pahasına olursa olsun kaçmayı isterken, diğeri ise sahip oldukları herşeyi korumaktan yana tavır sergilemektedir.
Ve sonuç; hayalle birlikte gelmesi düşünülen kurtuluş, o denli yalan olmuş ve büyük çöküşü beraberinde getirmeyi de ihmal etmemiştir.
Richard Yates'in 1961 yılında yazdığı kitaptan uyarlanan film, aslında bir nevi alışılmış bir orta sınıf eleştirisi olmanın ötesinde, 50'li yıllarda Amerika'daki politik atmosferin bireyler üzerinde yarattığı etkiyi ele almayı da ihmal etmeyerek, uyarlandığı romanın yazıldığı tarihin etkisiyle, Amerikan Rüyası'nın köklerine inmeyi de amaçlamışa benziyor.
Amerikan yaşam tarzına yönelik sivri ve keskin gözlemleriyle tanınan Sam Mendes’in yönettiği filmin başrollerinde Leonardo DiCaprio ile Kate Winslet kamera karşısına geçtiler. Frank ile April arasındaki büyük aşk ve kırılma olgularına odaklanan Sam Mendes, evlilik yaşamının dürüst bir portresini çizerken Wheeler çiftinin öyküsüne kendi vizyonunu getirdi.
Evlenip barklanmış orta yaşlı bir çift izlemek isterseniz hepinize iyi seyirler…
Tipik bir banliyö evinde oturan Frank ve April Wheeler, dışarıdan bakıldığında genç, eğitimli, alımlı ve davranışlarıyla örnek bir çifttir. Nitekim genç çift, kendilerini her zaman çok özel ve farklı olduklarına inanmışlar, hayatı yüksek ideallerine uygun şekilde yaşamaya hazır ve istekli olmuşlardır. Bu nedenle lüks evlerin sıralandığı bir cadde olan Revolutionary Road'daki yeni evlerine taşındıklarında, kendilerini çevreleyen durağan ortamdan bağımsızlıklarını gururla ilan ederler. O dönemin toplumsal sınırlarını belirleyen tuzaklara ise asla düşmemeye kararlıdırlar.
Ancak Wheeler çifti kendilerini hiç beklemedikleri bir durumun tam içerisinde bulur. Frank Wheeler rutin bir işi olduğu için günden güne sinirleri bozulan bir erkeğe dönüşürken, April de istek ve tutkularını bastırmaya çalışan mutsuz bir ev kadını olup çıkar. Sonuç ise tıpkı diğerleri gibi hayallerini kaybetmiş tipik bir Amerikan ailesidir.
Kitapta herşeyden önce insanın kendisini tanıması, kendisine karşı dürüst olması, kendi sınırlarıyla yüzleşmesi ve limitlerine rağmen mutluluk yolunu bulmaya çalışması anlatılır. Yates’in dediği gibi, ‘Bu hayatta yapılabilecek en kötü şey yalanı yaşamak zorunda kalmaktır.’
Kitapta şu sorunun yöneltildiğine inanıyorum: Eğer her zaman olmak istediğiniz bir insan olma şansı karşınıza çıkmış olsaydı, öyle birisi olduğunuzu göstermek için öncelikle hangi yönünü sergilerdiniz?”
Revolutionary Road-Hayallerin Peşinde’nin senaryo yazarı Justin Haythe, kitapta yer alan yoğun duyguları Wheeler çiftini romantize etmeden; inançlarını, toplumun kadın ve erkeklerle ilgili önyargılarına karşı dik duruşlarını, korku ve umutlarını sözcükler ve hareketlerle yansıtmalarına izin verecek bir senaryoya başarıyla uyarlamıştır.
Kaderlerinin gidişatını değiştirme isteğiyle yanıp tutuşan April, herşeye yeniden başlamak için cesur bir plan geliştirir. Connecticut eyaletinin konforunu arkalarında bırakıp Paris'in bilinmeyen dünyasına gideceklerdir. Ancak planı uygulamaya koyunca Frank ile April'in artık birbirine zıt iki ayrı kutupta olduğu ortaya çıkar. Birisi elindeki her şeyi geride bırakıp her ne pahasına olursa olsun kaçmayı isterken, diğeri ise sahip oldukları herşeyi korumaktan yana tavır sergilemektedir.
Ve sonuç; hayalle birlikte gelmesi düşünülen kurtuluş, o denli yalan olmuş ve büyük çöküşü beraberinde getirmeyi de ihmal etmemiştir.
Richard Yates'in 1961 yılında yazdığı kitaptan uyarlanan film, aslında bir nevi alışılmış bir orta sınıf eleştirisi olmanın ötesinde, 50'li yıllarda Amerika'daki politik atmosferin bireyler üzerinde yarattığı etkiyi ele almayı da ihmal etmeyerek, uyarlandığı romanın yazıldığı tarihin etkisiyle, Amerikan Rüyası'nın köklerine inmeyi de amaçlamışa benziyor.
Amerikan yaşam tarzına yönelik sivri ve keskin gözlemleriyle tanınan Sam Mendes’in yönettiği filmin başrollerinde Leonardo DiCaprio ile Kate Winslet kamera karşısına geçtiler. Frank ile April arasındaki büyük aşk ve kırılma olgularına odaklanan Sam Mendes, evlilik yaşamının dürüst bir portresini çizerken Wheeler çiftinin öyküsüne kendi vizyonunu getirdi.
Evlenip barklanmış orta yaşlı bir çift izlemek isterseniz hepinize iyi seyirler…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder